İdare Hukuku

Hoşgeldiniz



Favorilerime Ekle

 
 
 
 
  Kamu Görevlileri (Memur) Hukuku > Memur disiplin hukuku > Kademe ilerlemesinin durdurulması > İçtihat

Adil yargılama - Suçta ve cezada kanunilik (Danıştay)

          T.C.
D A N I Ş T A Y
Onikinci Daire
Esas No : 2005/6353
Karar No : 2006/540
 
Özeti : Davacıya isnad edilen fiillerin ve bu fiillerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğünün hangi maddeleri kapsamına girdiğinin tek tek belirtilmeden verilen cezada hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.
 
            Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı): …
            Vekili                           : Av…
            Karşı Taraf                  : İçişleri Bakanlığı - ANKARA
            İsteğin Özeti               : Bursa 2. İdare Mahkemesinin 31.3.2005 günlü, E:2004/764, K:2005/413 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.
            Savunmanın Özeti       : Temyizi istenen kararın usul ve kanuna uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerekeceği yolundadır.
            Danıştay Tetkik Hakimi           :
            Düşüncesi                   : Dava; Bursa … Bölge Trafik İstasyon Amirliği'nde polis memuru olarak görev yapmakta iken,23.2.2004 tarihinde emekli olan davacının,açılan soruşturma sonucunda Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6,7/B-1 maddeleri ile 8. maddesinin 6.,7. ve 12. fıkralarında belirtilen disiplin suçlarını işlediği sabit görülerek "üç günlük aylık kesimi","16 ay uzun süreli durdurma" ve "meslekten çıkarma" cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin olarak alınan Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
            Dosyanın incelenmesinden,7.7.2003 tarihli Bursa Valiliği Makamına hitaben yazılan ihbar mektubu üzerine,ihbar mektubunda yer alan iddiaların gerçekliğinin ortaya konulabilmesi amacıyla görevlendirilen Polis Başmüfettişlerince yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 12.11.2003 günlü ve 2003-242 sayılı raporun davacının işlediği iddia edilen fiillerle ilgili değerlendirme bölümünde; davacının da imzasının bulunduğu bazı "Trafikten Men Edilen Araç Belgesi" ve "Trafik Ceza Tutanakları"nda farklı ceza maddelerinin yazılmış olması,bazılarında trafik ceza maddesinin yazılmamış olması ve trafikten men edilen araçların,eksikliklerinin giderildiği açık bir şekilde gösterilmeden trafiğe çıkmalarına izin vermiş olmasının Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6 maddesinde belirtilen "görevde kayıtsızlık göstermek,görevi savsaklamak", 7/B-1 maddesinde yer alan,"Hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak",8/6. maddesinde düzenlenen "sahtecilik" ve 8/12. maddesinde yer alan "gerçek dışı tutanak düzenleyip imza etmek" fiili kapsamında bulunduğu ve bu maddeler uyarınca cezalandırılmasının teklif edildiği,Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nun 24.2.2004 günlü ve 2004/11-44 sayılı kararında da,soruşturma raporunda yapılan değerlendirme gibi davacının her bir eyleminin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili maddesi ile örtüştüğü yönünde değerlendirmede bulunulmaksızın,davacının eylemlerinin Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili Yönetmeliğe aykırı olduğu ve anılan Tüzüğün 5/A-6 maddesi gereğince "3 günlük aylık kesimi",7/B-1 maddesi uyarınca "16 ay uzun süreli durdurma cezası" ve 8/6,8/7 ve 8/12. maddeleri hükümleri uyarınca"meslekten çıkarma" cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır.
            İdare mahkemesi kararında; soruşturma raporunda,soruşturulan polis memurları ile tanıkların ifadelerine yer verildiği,raporun sonuç kısmında ise,maddi olay ile tanık ifadeleri ve disiplin cezasının dayanağı diğer deliller ile birlikte değerlendirilmek suretiyle isnat edilen ve Tüzüğün ilgili maddelerinde yer alan disiplin suçlarının hangi fiillere dayalı olarak ne şekilde sübut bulduğu ayrımının yeterince yapılmadığı,isnat edilen suçun dayanağı olarak gösterilen trafikten men edilen araçlara ait men belgesi,ceza tutanakları gibi belgelerle ilgili olarak soruşturulan emniyet mensuplarının ifadelerine yer verilerek genel ifadelerle Tüzüğün ilgili maddelerinde yer alan ve Karayolları Trafik Kanunu ve Yönetmeliğine aykırı olduğu belirtilen fiillerin birlikte sübuta erdiğinden bahisle ceza teklifinde bulunulduğu,ayrıca birden fazla ceza önerilen emniyet mensuplarında,her bir cezanın hangi maddi olaya dayandığı yönünde net bir ayrım ve değerlendirme yapılmadığının görüldüğü belirtilerek; davacıya verilen disiplin cezasının dayanağı olarak gösterilen,görev sırasında trafikten men edilen araçlara ait men belgesi,ceza tutanakları gibi belgeler ve toplanan diğer deliller dikkate alınarak isnat edilen fiilin,disiplin cezasını gerektirmesi halinde Tüzüğün hangi madde veya maddeleri kapsamında kaldığına yönelik değerlendirmeler yapılacağı belirtilerek,davacının işlediği iddia edilen fillerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili maddeleri kapsamında disiplin suçu oluşturduğu kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
            Mahkemece,11.6.2002 tarihinde trafikten men edilen bir aracın davacı tarafından hangi nedenle trafiğe çıkmasına izin verildiği hususunun açık olarak gösterilmemesi eyleminin,soruşturma raporunda "Meslekten çıkarma" cezasını gerektirdiğine yönelik bir teklifte bulunulmadığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararında da böyle bir ayrıma gidilerek disiplin cezası verilmediği halde; bu eylemin "Meslekten çıkarma" cezasını gerektirmediği sonucuna varılarak karar verildiği görülmektedir.
            Davacıya verilen disiplin cezalarının dayanağı olarak gösterilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nde yer alan hangi disiplin suçu kapsamında olduğu ve bu maddeler uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine yönelik olarak soruşturmacı tarafından bir belirlemede bulunulmadan ceza teklifinde bulunulması ve Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nca da teklif doğrultusunda ceza verilmiş olmasının "Hak arama özgürlüğü","Suç ve cezalara ilişkin genel esaslar","Mahkemelerin bağımsızlığı","Adil yargılanma hakkı" ve "Silahların eşitliği" ve "Çelişmeli yargılama" ilkelerine uygun olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
            Davacının eylemleri nedeniyle Bursa Ağır Ceza Mahkemesinin E.2003/305 sayılı esasında açılan kamu davasında yargılandığı ve henüz karar verilmediği anlaşılmaktadır.Ceza kanunları açısından "suç" sayılan bir eylem,kamu hizmetini yürüten görevliler açısından da disiplin suçu teşkil edebilmektedir.
            Disiplin cezaları,kamu görevlilerinin mevzuata,çalışma düzenine,hizmetin gereklerine aykırı eylemlerine karşı düzenlenen idari yaptırımlardır.Kamu hizmetlerinden sürekli uzaklaştırılabilmek gibi ağır sonuçlara uzanan disiplin cezaları,ağırlığı ve önemi sebebiyle Anayasanın 38. maddesindeki suç ve cezalara ilişkin kurallara tabi tutulmuşlardır.
            Anayasa Mahkemesi birçok kararında disiplin cezalarını Anayasanın 38. maddesinde yer alan "suç ve cezalara ilişkin genel esaslar" kapsamında değerlendirmiştir.Anayasa Mahkemesi 19.4.1988 günlü,E:1987/16,K:1988/8 sayılı kararında; yönetsel yaptırımların yönetimin karar ve işlemlerinin denetiminin zorunlu olanlarından olduğunu,suç ve cezaların Anayasaya uygun olarak yasayla konulabileceği,..."Kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesi uyarınca bir hukuk devletinde,ceza yaptırımına bağlanan her eylemin tanımının yapılması ve suçların kesin bir şekilde ortaya konulması gerektiği,anılan ilkenin özünün yasanın ne tür eylemleri yasakladığının hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirtmesi ve buna göre cezasının da yasayla saptanmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır.
            Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'de,bir disiplin soruşturması sonucunda hapis cezası,diğer bir deyişle ciddi bir biçimde kişi özgürlüğünün kaybını içeren bir ceza verilme ihtimali varsa,bu durumun "hukuk devletini tanıyan bir toplumda" isnadın ceza hukuku anlamında bir suç olduğunu gösterdiğini vurgulamıştır. (Engel,Hollanda)
            Ceza davalarında adil yargılama hakkına ilişkin olarak uygulanan birçok ilke ve kuralın,disiplin cezalarına karşı açılan davalarda da uygulanması gerekmektedir.
            Adil yargılama hakkı, temel insan haklarından biri olması dolayısıyla 1948 yılında dünya devletlerince kabul edilen ve bir başlangıç teşkil eden İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde tanınmış ve uygulanabilir evrensel bir ilke olarak kendine yer bulmuştur. 1948'den bu yana uluslararası bir gelenek haline gelmiş olan bu hak, takip eden yıllarda Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerle yaygınlık kazanmıştır.
            Çeşitli sözleşmelerle zamanla ayrıntılı düzenlemelere gidilen,bağlılığı artan bu hak, ulusal alanlarda da etkisini göstermiş ve devletlerin bu yapı içinde muhakemenin ulusal yasalara uygun olup olmadığı, ulusal yasaların uluslararası adil yargılanma güvenceleriyle uyumlu olup olmadığı ve yasaların uygulanma biçiminin uluslararası standartlara aykırılık taşıyıp taşımadığı noktalarında yasaların uluslararası uzlaşmaya uyumlaştırma çabalarını getirmiştir.
            Anayasanın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı kimliğiyle sav ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sav ve savunma hakkı birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılması olanaksız niteliğiyle hak arama özgürlüğünün temelini oluşturur. Önemi nedeniyle hak arama özgürlüğü yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Bu hakkın kullanılması, yerine getirilmesi olabildiğince kolaylaştırılmalı, olumlu ya da olumsuz sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır.
            Kişinin karşılaştığı bir suçlamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu,yargı mercileri önünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanabilecek kanıtları mahkeme önüne getirebilmektir. Bu kural "adil yargılama hakkı"nın temelini oluşturmaktadır.
            Türkiye'de adil yargılanma hakkının içerdiği pek çok ilke ve hak, Anayasa'nın 36, 38, 125, 138 ve 142. maddesinde yer almasına rağmen, 2001 yılında Anayasa'da yapılan değişiklikle kavram olarak 36. maddede yer verilmek suretiyle Anayasa'nın bir parçası haline getirilmiştir.
            Anayasa'nın 90. maddesinin, "usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz" biçimindeki son fıkrasına "usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır." cümlesinin eklenmesi nedeniyle "hak arama özgürlüğü" açısından bu konunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Uluslararası Sözleşmelerin Türk hukukundaki yerini doğrudan doğruya düzenleyen hüküm Anayasa'nın 90. maddesinin yukarıda yer verilen son fıkrasıdır. Bu hükümle birlikte, Anayasanın 15,16,42 ve 92. maddelerinde de uluslararası hukuka, dolayısıyla uluslararası sözleşmelere göndermede bulunulmuştur.
            Anayasanın yukarıda yer verilen hükümleri ile uluslararası hukuk kuralları, dolayısıyla sözleşmeler ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Bu maddelerde belirtilen konulara ilişkin kurallar getiren sözleşme hükümlerini garanti altına alarak bunlara anayasal bir değer yüklenmiştir.
            Uluslararası sözleşmelerin iç hukukta geçerliliği ve Anayasa'da önceden de yer alan düzenlemeler ile ilgili bu açıklamalardan sonra son Anayasa değişiklikleri ile yeni oluşan hukuksal durum ve iç hukuk kurallarına etkisi üzerinde değerlendirmede bulunulması şarttır.
            Yasa koyucu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklar demek suretiyle yargı yetkisini Türk milleti adına kullanan "adli, idari ve askeri yargı" yerleri ile birlikte yasama ve yürütme organının da yeni kural çerçevesinde hareket etmeleri gerektiğini belirtmiştir.
            Yargı yetkisini kullanan mahkemelerin yetkilerinin kullanımı ile ilgili düzenlemeler Anayasa'nın 9. ve 138. maddelerinde yer almaktadır. Anayasanın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı, 138. maddesinde de, yargıçların görevlerinde bağımsız olduklarını, Anayasa,yasa ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vereceklerini, hiçbir organ, makam, merci ve kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremeyeceklerini ve genelge gönderemeyeceklerini, tavsiye ve telkinde bulunulamayacağını kesin bir dille kurala bağlamaktadır.
            Anayasanın 138. maddesinde yer alan "hukuka" uygun karar vermenin iç hukuk yanında uluslararası hukuk da dahil olarak anlamak gerekir. Ulusal üstü hukuk herhangi bir şekilde ulusal hukuka dahil olmuşsa yargı yetkisini kullanan hakimlerin bunu göz önünde bulundurması zorunludur.
            Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesinin III. Bölümünde yer alan "Adil yargılama hakkı" başlıklı 14. maddesinde; herkesin mahkemeler ve yargı yerleri önünde eşit oldukları, herkesin hakkındaki bir suç isnadının veya hak ve yükümlülükleri ile ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahip oldukları belirtilmiştir.
            Sözleşmenin yukarıda yer verilen maddesi ile "hak arama özgürlüğü" güvenceye alınmıştır. Temel insan haklarından olan bu hakkın kullanılabilmesi için hiçbir kısıtlamaya tabi olmaması gerekir. Mahkemeye etkili olarak başvurabilme ve sav ve savunma hakkını kullanabilme yönünde engel teşkil eden tüm işlem ve uygulamaların Sözleşme'ye de aykırı olacağı tartışmasızdır. Adil yargılanma hakkının tam ve koşulsuz gerçekleşmesi,sav ve savunma hakkının etkin kullanabilmesinin güvenceye alınması konularında sınırsız hükümler içermesi nedeniyle birçok ulusal ve uluslararası kurallara göre ileri durumda bulunan Sözleşmenin uyuşmazlıkların çözümünde uygulanması çağdaş hukuk anlayışının doğal bir sonucudur.
            Dolayısıyla, davacıya verilen disiplin cezalarının dayanağı olarak gösterilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nde yer alan hangi disiplin suçu kapsamında olduğu ve bu maddeler uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine yönelik olarak soruşturmacı tarafından bir belirlemede bulunulmadan ceza teklifinde bulunulması ve Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nca da teklif doğrultusunda ceza verilmiş olması nedeniyle, davacının işlediği iddia edilen eylemlerinin karşılığında haklılığını ortaya koyabilecek,disiplin suçunu işlemediğini kanıtlayacak,eylemlerinin karşılığında verilen cezaların eylemle örtüşmediğini ortaya koyacak savunma hakkından yoksun bırakılması, davacının "Hak arama özgürlüğü"'nü kullanırken "Adil yargılanma hakkı"ndan yoksun bırakmaktadır. Davacının bu haktan yoksun bırakılması Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 14. maddesine aykırılık teşkil etmektedir.
            Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "adil yargılama" ile ilgili genel kuralı koyan 6. maddesinin birinci fıkrasında,bu kavramı oluşturan hak ve ilkelerin bir kısmı açıkça sayılmıştır.Bunlar;yargılamanın kanunla kurulan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde, makul sürede,açık ve hakkaniyete uygun olarak yapılmasıdır.Öte yandan,hakkaniyete uygun yargılama kavramından yola çıkılarak başka pek çok ilke ve hak da belirlenmiştir. Örneğin, silahların eşitliği,çelişmeli yargılama, gerekçeli karar bunlar arasında sayılabilir.
            Çelişmeli yargılama ilkesi,dava sırasında mahkemenin kararını etkilemek amacıyla sunulan delil veya mütalaalar ya da görüşlerin her biri hakkında bilgi sahibi olma ve bunlar hakkında yorum yapma imkanının taraflara tanınması olarak özetlenebilir.
            Çelişmeli yargılama ilkesi,silahların eşitliği ilkesi ile yakından ilgilidir. Bu iki ilke Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında birbirini tamamlar nitelikte kullanılmaktadır. Çünkü çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi, davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki dengeyi bozabilmektedir.
            Çelişmeli yargılama,davanın karşı tarafının sunduğu delil veya dosyada bulunan her türlü mütalaa veya görüşten tarafların haberdar olması ve yorum yababilme imkanına sahip olması demektir.
            Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,Ruiz-Mateos(İspanya) kararında çelişmeli yargılama ilkesini şöyle tanımlamaktadır: "Çelişmeli yargılama, tarafların,diğer tarafça sunulan delil veya dosyada yer alan mütalaalar hakkında,bilgi sahibi olma ve bunlar hakkında yorum yapma imkanına sahip olması demektir."
            Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 466 sayılı Yasaya dayanarak tazminat istemiyle dava açan Mehmet Göç isimli kişinin; Yargıtay Başsavcısının esas hakkındaki mütalaasının kendisine gönderilmediğinden ve tazminat talebiyle ilgili olarak duruşma hakkından yoksun bırakıldığı iddiasıyla yaptığı başvuru sonucunda verdiği kararında (Göç,Türkiye); başvurucunun milli mahkemeler önünde duruşma hakkına sahip olmadığı dikkate alındığında, mütalaanın tebliğinin zorunlu hale geldiğini, Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtay'a sunduğu mütalaanın başvurucuya tebliğ edilmemesinin Sözleşmenin 6/1. maddesini ihlal ettiği kanaatine varmıştır.
            Olayda, davacının soruşturma raporunda hakkında isnat edilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün hangi maddelerini ihlal ettiği açık bir şekilde ortaya konulmadan disiplin cezaları ile cezalandırılmasına karşın,davacının varsayıma dayalı suçlamaya karşınhaklılığını kanıtlayabilmek için delillerden hareketle dava hakkını kullanmasının engellenmiş olması "Silahların eşitliği" ve "Çelişmeli yargılama" ilkelerine aykırıdır.
            Davanın,"Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkı" ilkesine uygunluğu yönünden yapılacak değerlendirmelere gelince;
            Anayasa'nın "Mahkemelerin Bağımsızlığı" başlıklı 138. maddesinde, hakimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. " hükmüne yer verilmiştir.
            Hakimlerin görevlerini bağımsız olarak yapabilmeleri ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirken hak kaybına neden olabilecek,adalet duygusunu zedeleyen,hak arama özgürlüğünü engelleyen,adalet terazisinde hak açısından her zaman eşit olması gereken davacı ile davalı arasında adil yargılama hakkına ters düşen varsayımlardan hareketle tesis edilen işlemler üzerinden yargılama sürecini yürüterek karar vermek zorunda bırakılmamaları gerekir. Hukuk devletinde mahkemelerin bağımsızlığı ilkesinin bir yansıması da böyle gerçekleşmektedir.
            Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin 1.fikrasında temel bir kural vardır.Bu kurala göre, "her şahıs...bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının...dinlenmesini istemek hakkına haizdir.", Bu kurala göre,herkesin davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülebilmesi için,hakkında isnad edilen eylemlerin hangi kuralları ihlal ettiği açık bir şekilde ortaya konulmalı,mahkemelerin de yargılama sürecinde,davacı ve davalının ileri sürdükleri sav ve savunmaları üzerinden hakkaniyete uygun karar vermeleri gerekir.Varsayıma dayalı olarak idari yargıda hak arayan davacının yargılamasının eldeki delillere göre "mahkemelerin bağımsızlığı" ilkesine uygun bir şekilde değerlendirilmesi olanağı bulunmamaktadır.
            Bu durumda, davacı hakkında isnad edilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili görülen maddeleri uyarınca değerlendirilerek birbiri ile örtüşecek şekilde disiplin cezası teklifinde bulunulmaması ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nce de aynı doğrultuda disiplin cezası verilmiş olduğu gözetildiğinde, davacının varsayıma dayalı cezalandırmaya karşı açtığı davasında hakkaniyete uygun bir yargılama yapılamayacağından,"Hak arama özgürlüğü", "Adil Yargılanma hakkı", “Mahkemelerin bağımsızlığı", "Silahların eşitliği" ve "Çelişmeli yargılama" ilkeleri uyarınca,idarenin yerine geçerek davacı hakkında isnad edilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün hangi maddesi kapsamında kaldığına yönelik değerlendirmelerden sonra davacının disiplin suçu işlediği kanaatine varılarak davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmektedir.
            Danıştay Savcısı         :
            Düşüncesi                   : Bursa-… Bölge Trafik İstasyon amirliğinde polis memuru olarak görev yapmakta iken 23.2.2004 tarihinde emekli olan davacının görevde bulunduğu dönemde hakkında yapılan soruşturma sonucuna göre Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6, 7/B-1 maddeleri ile 8.maddenin 6,7, ve 12. fıkralarında belirtilen suçları işlediği nedeniyle 3 günlük aylık kesimi cezası, 16 ay süreli durdurma ve meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nun 24.2.2004 gün ve 2004/11-44 sayılı kararının iptali istemiyle açılan davayı reddederek dava konusu işlemi onayan İdare Mahkemesi kararının davacı tarafından temyiz yoluyla bozulması istenilmektedir.
            Davacının savunma veremediği yolundaki iddiaları yerinde görülmemiştir.
            Esasa gelince;
            Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6 maddesinde; Görevde kayıtsızlık göstermek, görevi savsaklamak veya geçerli bir özrü olmaksızın belirtilen sürede bitirmemenin üç günlüğe kadar aylık kesimi cezasını gerektirdiği, 7/B-1 maddesinde, hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmanın ise 16 ay uzun süreli durdurmayı gerektirdiği, aynı tüzüğün "meslekten çıkarma" başlığını taşıyan 8.maddenin 6.fıkrasında, hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap rüşvet, zimmet ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, kalpazanlık, kasden adam öldürme veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti suistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin etme suç tasnii, iftira, 7.fıkrasında ise yetkisini veya nüfusunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullanmak, aynı maddenin 12.fıkrasında ise, kasıtlı olarak gerçek dışı rapor vermek veya tutanak düzenleyip imza etmek veya ettirmenin meslekten çıkarmayı gerektirdiği belirtilmiş olup, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda trafik hizmetlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak 5.maddesinde,Emniyet Genel Müdürlüğünün trafik kuruluşları ile bu kuruluşlarının görev ve yetkilerinin sayıldığı,114.maddesinde suç ve ceza tutanaklarının nasıl düzenleneceğine yer verildikten sonra Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 125.maddesinde de, trafikten men ve alıkonma işleminin uygulanmasına ilişkin kurallar açıklanmıştır.
            Dosyanın ve Danıştay 12. Dairesinin 2005/4681 Esas numarasında kayıtlı dava dosyasına ekli soruşturma dosyasının incelenmesinden, Bursa-Karacabey Bölge Trafik İstasyon Amirliğinde görevli başkomiser ile isimleri belirtilen bir kısım polis memurlarının birlikte hareket ederek halkı sömürdüğü, başkomiserin istasyon amirliğindeki ekiplerden zorla para aldığı, yine başkomiserin eksik belgeli araçları otoparka çektirdikten sonra sürücü ile anlaşarak para aldığı ve aracı serbest bıraktığı, yine araç nakliyecileri ve kooperatif başkanlarından serbest geçiş parası aldığı, büyük meblağlarda menkul ve gayrimenkul mal varlığının bulunduğu yolunda verilen bir ihbar mektubu üzerine, mektupda ismi geçen başkomiser ve polis memurları ile bazı sivil şahıslara ait işyeri ve evlerde arama yapılmasından sonra düzenlenen tutanaklar, istasyon amirliğinde el konulan defter ve kayıtlar ile 157 adet aracın trafikten men belgeleri, ile bu belgeler üzerinde yaptırılan kriminal inceleme sonrası düzenlenen ekspertiz raporu, sanık ve tanık ifadeleri değerlendirilerek açılan soruşturma sonucunda düzenlenen soruşturma raporuna göre, toplanan delillerin büyük çoğunluğunun başkomisere ait olduğu, rüşvet iddiası ile ilgili olarak davacının rüşvet aldığı yönünde bir kanıt elde edilemediği, ancak davacı ile birlikte diğer polis memurlarının Karacabey Bölge Trafik İstasyon Amirliğinde görev yaparken eksikliği tespit edilen araçların men belgesi tanzim edilerek otoparka çekilmesi, ceza tutanağı düzenlenmesi ve tekrar bırakılması sırasındaki işlenen usulsüzlüklerin değerlendirilerek yukarıda sözü edilen tüzüğün ilgili maddelere göre cezalandırıldığı, ayrıca görevi, ihmal, görevi kötüye kullanmak ve resmi evrakta sahtekarlık suçlaması nedeniyle davacı ve diğer polis memurları hakkında Bursa Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davasının açıldığı anlaşılmaktadır.
            Soruşturma raporunda belirtilen ve Davacının söz konusu disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin suçlamalarla ilgili olarak 5.6.2002 tarihinde bağlanan … plakalı motosiklet sürücü ehliyetinin ve ruhsatın olmaması nedeniyle trafikten men ettiğini, motosikleti Başkomiser Yılmaz Keskin'in talimatı ile bıraktığını, bağlama kağıdına kanun maddesinin neden yazılmadığını şu an hatırlayamadığını, 11.6.2002 tarihinde trafikten men edilen … plakalı aracın mali zorunluluk sigortasının bulunmaması nedeniyle 2918 sayılı Yasanın 91. maddesine göre düzenlenen tutanağın davacı tarafından düzenlendiği belirtilmişse de, söz konusu tutanağın … tarafından düzenlendiği, araçla ilgili olarak araç sahibinin ifadesinde ise rüşvet verilmediği, … plakalı kamyonla ilgili olarak, bağlama kağıdına neden açıklama yapılmadığına ilişkin soruya, 5.9.2002 tarihinde Polis memuru … tarafından 2918 sayılı Kanunun 30/1-a maddesine göre trafikten men edilen söz konusu kamyonun bağlama kağıdının men maddesi bölümündeki 30/1-a yazısının kendine ait olduğunu, işlem yapılması nedeniyle bırakıldığını, işlemde bir usulsüzlük bulunmadığını, 7.8.2002 tarihinde polis memuru Emrullah Tarı tarafından trafikten men edilen … kamyonun serbest bırakılması ile ilgili olarak verdiği ifadesinde, sözü edilen aracı istasyon amirinin talimatı üzerine bıraktığını, serbest bırakmada bir usulsüzlük bulunmadığı ifadeleri karşısında, davacının disiplin suçu işlediği kabul edilerek yukarıda sözü edilen tüzüğün ilgili maddelerine göre cezalandırılma yoluna gidildiği anlaşılmaktadır.
            Disiplin hukukunda,bir kamu görevlisi hakkında disiplin cezası verilebilmesi için,ilgilinin kanıtlanan eylemi ile ceza tertibine esas alınan maddelerde suç olarak tanımlanan fiilin birbirine uyması ve ilgilinin disiplin suçu oluşturan bir fiili bulunduğunun kanıtlanması gerekmektedir.
            Olayda davacının görevli bulunduğu dönemlerde sözü edilen araçlarla ilgili olarak bazı eksikliklerden dolayı davalı idarece davacının disiplin suçu işlediği nedeniyle yukarıda sözü edilen Tüzüğün ilgili maddelerine göre disiplin cezalarının verildiği ve bu cezalara ilişkin işleme karşı İdare mahkemesince fiillerin subuta erdiğinden bahisle açılan dava reddedilmiş ise de, gerek soruşturma raporundaki davacı ve araç sahiplerinin ifadeleri ve gerekse muhakkik tarafından düzenlenen soruşturma raporundaki tanık ifadeleri ve diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacıy a isnat edilen suçların hangi fiillere dayalı olarak ne şekilde sübut bulduğu, her bir cezanın hangi olaya dayandığı yönünde net bir ayırımyapılmadığından, davacının sadece görevinde kayıtsızlık ilgisizlik gösterildiğinden söz edilerek davayı reddeden idare mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.
            Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulmasının gerekeceği düşünülmektedir.
 
TÜRK MİLLETİ ADINA
            Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince duruşma için önceden belirlenen 22.2.2006 tarihinde davacı …'nın geldiği, vekilinin gelmediği davalı idareyi temsilen Hukuk Müşaviri …'ın geldiği görülerek Danıştay Savcısı Yaşar Uğurlu hazır olduğu halde açık duruşmaya başlandı.Taraflara usulüne göre söz verilip dinlendikten ve Savcının düşüncesi alındıktan sonra duruşmaya son verildi.Dava dosyasındaki belgeler incelenerek işin gereği düşünüldü:
            Dava; Bursa … Bölge Trafik İstasyon Amirliği'nde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 23.2.2004 tarihinde emekli olan davacının,açılan soruşturma sonucunda Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6,7/B-1 maddeleri ile 8. maddesinin 6.,7. ve 12. fıkralarında belirtilen disiplin suçlarını işlediği sabit görülerek "üç günlük aylık kesimi", "16 ay uzun süreli durdurma" ve "meslekten çıkarma" cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin olarak alınan Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
            Bursa 2. İdare Mahkemesinin 31.3.2005 günlü, E:2004/764, K:2005/413 sayılı kararıyla; bir ihbar mektubuna dayanılarak Bursa-… Trafik İstasyon Amirliği'nde görevli Başkomiser ve trafik polis memurları hakkında yapılan soruşturma sonucu düzenlenen raporda getirilen teklifin … Bölge Trafik İstasyon Amirliği'nde ekip görevi ya da istasyon amirliğinde görev yaparken eksikliği tesbit edilen araçların men belgesi düzenlenerek otoparka çekilmesi,ceza tutanağı düzenlenmesi ve yeniden bırakılması sırasında işlenen usulsüzlüklerin değerlendirilmesine dayandığı,davacının ise,getirilen teklife uygun olarak Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6,7/B-1 ve 8/6,8/7 ve 8/12.maddelerinde düzenlenen disiplin suçlarını işlediği sabit görülerek "üç günlük aylık kesimi", "16 ay uzun süreli durdurma" ve "meslekten çıkarma" cezası ile cezalandırıldığı, rapor içeriğinde, soruşturma kapsamında bulunan polis memurları ile tanıkların ifadelerine yer verildiği,sonuç kısmında ise,maddi olay ile tanık ifadeleri ve disiplin cezasının dayanağı diğer deliller ile birlikte değerlendirilmek suretiyle isnad edilen Tüzüğün ilgili maddelerinde yer alan disiplin suçlarının hangi fiile dayalı olarak ne şekilde sübut bulduğu ayrımının yeterince yapılmadığı,isnat edilen suçun dayanağı olarak gösterilen trafikten men edilen araçlara ait men belgesi,ceza tutanakları gibi belgelerle ile ilgili olarak soruşturulan emniyet mensuplarının ifadelerine yer verilerek genel ifadelerle Tüzüğün ilgili maddelerinde yer alan ve Trafik Kanunu ve Yönetmeliğine aykırı olduğu belirtilen fiillerin birlikte sübuta erdiğinden bahisle ceza teklifinde bulunulduğu,ayrıca birden fazla ceza önerilen emniyet mensuplarında,her bir cezanın hangi maddi olaya dayandığı yönünde net bir ayrım ve değerlendirme yapılmadığının görüldüğü,bu nedenle,soruşturma dosyasında davacıya verilen disiplin cezasının dayanağı olarak gösterilen; görev sırasında trafikten menedilen araçlara ait men belgesi,ceza tutanakları ile belgeler ve toplanan diğer deliller dikkate alınarak isnat edilen fiilin,disiplin cezasını gerektirmesi halinde Tüzüğün hangi madde veya maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hususunun incelendiği ve bu inceleme sonucu, davacının mesleki tecrübesi ve ifadesi içeriğinde söz ettiği fiiller gözönüne alındığında kendisine isnat edilen herbir eylemin disiplin cezasını gerektirdiği ve Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/A-6,7/B-1 ve 8/7 ve 8/12. maddeleri kapsamında bulunduğu ve ilgili maddeler uyarınca cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
            Davacı, geniş kapsamlı soruşturmada tüm delillerin toplanmadığını, savunma hakkının kısıtlandığını, aynı eylem nedeniyle adli yargıda açılan ceza davası sonuçlanmadan disiplin cezası verildiğini, İdare Mahkemesinin kararını soruşturmacının ifadesine dayandırdığını,kurumda çalışan personel sayısından daha fazla kişinin disiplin cezası ile cezalandırılmasının hukuk kuralları ile bağdaşmadığını,Mahkemenin fiillerin değerlendirmesini yaparken varsayımdan hareket ettiğini,son altı yıllık sicil notu ortalamasının 90 ve üzeri olduğu halde Tüzüğün 15. maddesinin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
            Anayasanın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı kimliğiyle sav ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sav ve savunma hakkı birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılması olanaksız niteliğiyle hak arama özgürlüğünün temelini oluşturur. Önemi nedeniyle hak arama özgürlüğü yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Bu hakkın kullanılması, yerine getirilmesi olabildiğince kolaylaştırılmalı, olumlu ya da olumsuz sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır.
            Kişinin karşılaştığı bir suçlamaya karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir eylem veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu,yargı mercileri önünde dava hakkını kullanmak ve bu davada kullanılabilcek kanıtları mahkeme önüne getirebilme olanağına sahip olması gerekmektedir.
            Disiplin cezası ile cezalandırılan kamu görevlisinin disiplin suçu oluşturan eylemi açık bir şekilde belirlenmeli, disiplin suçu oluşturan bu eyleminin hangi disiplin kurallarını ihlal ettiği ortaya konulmalıdır. Aksi halde, kamu görevlileri isnad edilen eylemleri gerçekleştirmediklerini, dolayısıyla disiplin suçunu işlemediklerini kanıtlayamayacakları gibi,bu uyuşmazlıklara karşı açılan davalarda yapılacak hukuki nitelendirmeler de hakkaniyete uygun olmayacaktır.
            Dosyanın incelenmesinden,7.7.2003 tarihli Bursa Valiliği Makamına hitaben yazılan ihbar mektubu üzerine,ihbar mektubunda yer alan iddiaların gerçekliğinin ortaya konulabilmesi amacıyla görevlendirilen Polis Başmüfettişlerince yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 12.11.2003 günlü ve 2003-242 sayılı raporun davacının işlediği iddia edilen fiillerle ilgili değerlendirme bölümünde; davacının da imzasının bulunduğu bazı "Trafikten Men Edilen Araç belgesi" ve "Trafik Ceza Tutanakları"'nda farklı ceza maddelerinin yazılmış olması,bazılarında trafik ceza maddesinin yazılmamış olması ve trafikten men edilen araçların,eksikliklerinin giderildiği açık bir şekilde gösterilmeden trafiğe çıkmalarına izin vermiş olması eylemlerinin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün hangi maddesi kapsamında disiplin suçu oluşturduğuna yönelik bir değerlendirme yapılmaksızın Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün 5/6,7/B-1 ve 8/6,8/7 ve 8/12. maddeleri uyarınca cezalandırılması teklifinde bulunulduğu,Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nun 24.2.2004 günlü ve 2004/11-44 sayılı kararı ile,soruşturma raporunda yapılan değerlendirme dikkate alınarak davacının herbir eyleminin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili olabilecek maddeleri ile örtüştüğü yönünde değerlendirmede bulunulmaksızın,davacının eylemlerinin Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili Yönetmeliğe aykırı olduğu ve anılan Tüzüğün 5/A-6 maddesi gereğince "3 günlük aylık kesimi",7/B-1 maddesi uyarınca "16 ay uzun süreli durdurma cezası" ve 8/6,8/7 ve 8/12. maddesi uyarıncada meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır.
            Davacıya verilen disiplin cezalarının dayanağı olarak gösterilen eylemlerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nde yer alan hangi disiplin suçu kapsamında olduğu ve bu maddeler uyarınca cezalandırılmaları gerektiğine yönelik olarak soruşturmacı tarafından bir belirlemede bulunulmadan ceza teklifinde bulunulması ve Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu'nca da teklif doğrultusunda ceza verilmiş olması nedeniyle,davacının işlediği iddia edilen eylemlerinin karşılığında haklılığını ortaya koyabilecek,disiplin suçunu işlemediğini kanıtlayacak,eylemlerinin karşılığında verilen cezaların eylemle örtüşmediğini ortaya koyacak savunma hakkından yoksun bırakılmış olması ve disiplin cezasının hukuka uygunluk denetimini yerine getirecek yargı yerinin hakkaniyete uygun etkin bir şekilde bu denetimi yerine getirmesi imkanının ortadan kaldırılmış olması hususları birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde, davacının işlediği iddia edilen fiillerin Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün ilgili maddeleri kapsamında disiplin suçu oluşturduğu kanaatine varılarak davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
            Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle, Bursa 2. İdare Mahkemesince verilen 31.3.2005 günlü, E:2004/764, K:2005/413 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, davacı vekili duruşmaya katılmadığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 275.- YTL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,anılan maddenin 3622 sayılı Yasa ile değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine 22.2.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Henüz yorum yapılmamış.

 
  Diğer İçtihatlar
İstihdam fazlası personel belirlenirken, hizmet gerekleri dışında bir amacın güdülmemesi; sicil, liyakat, hizmet süresi gibi nesnel ölçütlerin esas alınması gerekir.
Disiplin suçu nedeniyle, geçici görevlendirme yoluna gidilmesinde; geçici görevlendirmenin amacına uygunluk bulunmamaktadır.
Sendika şubelerinin, sendika üyelerini temsil yetkisinin bulunmadığı hakkında.
Muayyen tarifeli taşıtların bulunduğu bir yerin denetimiyle görevlendirilen müfettişlere gidip gelmeye en uygun ve kullanılması mutat olan taşıtlara ait ücretin ve diğer giderlerine karşılık olacak gerçek masrafın karşılanmasının esas olduğu ve ödeme için bu hususu açıklayan belgelerin idareye sunulması gerektiği halde, Sivas esnaf ve sanatkarlar odaları birliğinden alınan ve yol masrafına ilişkin rayiç bedeli içeren bölgeye dayanılarak ödeme yapılmasına hükmeden mahkeme kararının kanun yararına bozulması gerektiği hk.

Kademe ilerlemesinin durdurulması

  Mevzuatlar
  Hukuki Açıklamalar
  Makaleler
  Dava Dilekçeleri
 
 

  Copyright © 2009 İdare Hukuku / Künye - İletişim

Bu internet sitesindeki hiçbir bilgi kesin bilgi veya öneri olarak kabul edilmemeli ve herhangi bir karar veya eyleme temel oluşturmamalıdır. Kendi spesifik durumunuz konusunda sadece uzman hukukçudan alacağınız bilgiler doğrultusunda hareket etmeniz gerekir. Bu sitedeki bilgilerin doğruluğu ve geçerlilik süresi konusunda www.idarehukuku.net kesinlikle sorumluluk sahibi değildir.